İnsan doğduğu andan itibaren bir arayışa sürükleniyor ister istemez. Ne için hayata geldiğini bulmaya çabalıyor? Bu soru belki insanoğlu yaratıldığından beri de devam ediyor. Doğada arıyor kendini insan, gökyüzünde arıyor… Doğaya bakıyor bazı yanıtları almak için.. Bilimler geliştiriyor… Bilim ile din çatışmaları ortaya çıkıyor.. Sonunda bütünden öze indiğimizde görüyoruz ki her durumda kalp ile akıl savaşıyor…
Benim aklıma bu noktada bir tek soru takılıyor? Varoluştan bu yana, evrenin küçük bir parçası olan dünyada, yaşamını sürdüren ve adına insan denen varlık; bunca tarih bilimci, sosyolog, filozof ve bu konuda yazılmış milyonlarca kitap varken nasıl kendi ile ilgili bu arayışa bir son veremiyor? Kim olduğunu, niçin yaratıldığını neden okuyarak, araştırarak, düşünerek anlayamıyor, bulamıyor? Geçmişten gelen bu bilgileri nasıl oluyor da her insan ancak ve ancak sadece kendi yaşadığında, kendi tecrübe ettiğinde yanıt bulabiliyor? Bunun sorumlusu ne ya da kim? Genlerimiz, ailemiz, toplum veya ruhumuz mu? Neden verilen tavsiyelere hiç uymamak gibi bir özelliği var her insanın? Tecrübe etmeye mahkum…
Görülen o ki ister yanımızda çok akıllı danışmanlarımız olsun, isterse çok tecrübeli ve kemale ermiş insanlar olsun, kendi hayatımızda aldığımız kararlardan ve bunların getireceklerinden sadece biz sorumluyuz. Ama o, ama bu diyenler olacak tabii ki.. Bahaneleri bir kenara bırakın… Sonuçlar iyi olduğunda herşeyi kendinin başardığını düşünen, sonuçlar kötü olduğunda da bahanelere sarılmaya alışmış bir varlık insan.. Bakın sadece bizim millet böyle demiyorum, insan böyle… Tutunabileceği ilk bahaneye sarılmaya meyilli. Neden peki? Değiştirmeye gücü olmadığından mı, kendini çok değersiz gördüğünden mi? Peki ya böyle yaptığında sonuç ne olacak? Kaç insan var bildiğiniz, içinde bulunduğu durumu değiştirebilecek iradeyi o olumsuz durumu değiştirmek için kullanan? Neden hiç sorumluluğu üzerimize almadığımızı düşündüğünüz oldu mu sizin de?
Hayat bir yarış olabilir kiminize göre, bir savaşta olabilir… Ama bunca sorunu kendiniz yaratıyorsanız, o engelleri siz koyuyorsanız kendinize, sorunların içinden çıkmak çok da zor olmasa gerek… Tek gereken kendimize inanmamız. Bizler doğduğumuz günden beri şartlandırılıyoruz ya da kendimizi içinde bulduğumuz ortama göre şartlandırıyoruz. Yanımızdaki insanların bize yansıttıklarına inanıyoruz. Halbuki kendimizi tanımıyoruz bile. Çocukken gücümüz yetmiyor diyelim ki itiraz etmeye, artık büyüdüğünde neden insan bu gerçekleri kabul etme-me-ye, görme-me-ye çalışıyor? Fillerin küçükken bağlandıkları kazıktan kurtulmaya çalışması ve kurtulamayacağını kabul etmesi ve bu nedenle kocaman olduğunda da artık kurtulmaya çalışmaması gibi, biz insanlar da kendi zincirlerimizden mi kurtulamıyoruz, artık kimse bizi tutmuyorken? İstediklerimizi yapmak, hayallerimizi gerçekleştirmek için, üstelik herkes bize koşulsuz yardım etmeye hazırken nedir bizi korkutan?
Kendinize inanın, içinizde kaynayıp duran hayallerinizi bir kez daha hatırlayın bu yazıyı okurken, istediklerinizi gerçekleştirmek için size yalnızca bir hayat verildi… Bırakın bahaneleri, korkularınızı ve ümitsizliğinizi. Cenneti yaratmak elimizde… Tam da şu anda…İçinizdeki engelleri koyan kendinizle savaşmaya başlayın, hemen…
(20.12.2012) – Ankara
