Okuma süresi: 3dk 35sn

İnsan bir duygu, zihin ve beden varlığı. Çoğu zaman bedeninde fark ettiği hisleri de adlandıramayan bir varlık. Bu hisleri adlandırdığımızda buna duygu diyoruz. Peki adlandıramadığımızda ne oluyor. Farkına varamadığımız her şeyin bizi kontrol etmesi gibi farkında olmadan o duygunun etkisi ile yıllarımızı geçiriyoruz. Adlandırmanın önemli olmasının nedenlerinden biri de duygunun içinde kalarak onun bize hangi hediyeleri getirdiğini fark edebilmek. Jung’un belirttiği gibi her duygu bir gölgemiz ile ilişkili yani bir komplekse bağlı ve komplekslerde bunun bağlı olduğu ilk örneğe yani arketiplere kadar uzanıyor. Arketipler, kompleksler konusunda bu yazıda detaya girmeyeceğim. İsteyenler Jungien terapistleri araştırıp bu konuları anlattıkları videoları dinleyebilir.

Tekrar duygulara gelirsek duygular buzdağının altındakini görebilmemiz için bize uzatılan dallar. O dalı tutarak labirente dalabilir, kendimizle ilgili birçok hazineye ulaşabiliriz. Labirentte ilerlerken üstünü bazı savunma mekanizmaları geliştirerek kapattığımız ancak bedenimizin hiç unutmadığı ve hayatımızı etkileyen birçok olaya da ışık tutabiliriz. Böylelikle benliğimiz eskiden gelen olayların, travmaların, bitmemiş meselelerin etkisinden kurtularak tıpkı bir bebek gibi dünya ile insanlar ile tekrar ilişkilenecek bir ferahlık bulacaktır.

Hem şiddetsiz iletişim ile empati alanı tutma çalışmalarında hem de koçlukta gölge çalışmalarında yaptığımız küçük bir pratiği bu amaçla burada sizlerle paylaşıyorum. Niyetim her birimizde duygu farkındalığını arttırmak ve bu vesile ile özgürleşme yolunuza destek olmak.

Kendinize göre belli bir rutin belirleyerek bu çalışmayı yapabileceğiniz gibi her gün bir duygu seçerek de ilerleyebilirsiniz. Önerim bir duygu ile hemhal olana kadar o duyguya dair hayatın size yansıttıkları ile kalmanız. Duygunuza sevdiğiniz bir insana dikkat verir gibi dikkat vermeniz. Onu sarmanız, ona kulak vermeniz. Size ne söylediğini duymaya çalışmanız. Neye ihtiyacınız olduğunu size göstermeye çalışıyorlar. Belli bir süre sonra bu duygu, Mevlana’nın söylediği gibi misafirhanenizden uçup gidecektir. İşte o zaman yeni bir duyguyu ele almanın ve çarkı tekrar çevirmenin tam zamanı.

Tüm bu çalışmayı yaparken kendinize boş bir defter edinin. Yazın, çizin, renkli kalemlerle duygunuzu kağıda dökün. Duygular yaratıcı süreçlerimizin da baş kahramanlarıdır. Kim bilir bakarsınız bu deneyim bir esere dönüşür.

Çalışacağınız duyguyu seçmek için aşağıdaki çarkı döndürerek karşınıza çıkan ilk duygudan başlayın. lütfen sadece tek duyguya odaklanın. Bu çalışmayı yaparken duyguları iyi kötü gibi etiketleme alışkanlığınızı bir kenara bırakın, hatırlayın onlar bize değerli bir hazineyi göstermeye çalışıyorlar 🙂

Aradığın duygu burada olabilir mi ?

Duygu Çarkı

Posted in